Hiperemezis gravidarum nedeniyle kadın doğum servisinde yatan hastalarda yeme tutumları, depresyon ve anksiyete düzeyleri
Ebru Erginbas Kender, Goksen Yuksel, Can Ger, Urun Ozer
Makale No: 4   Makale Türü:  Araştırma
Amaç: Bulantı ve kusma gebeliğin ilk belirtilerinden olup hiperemezis gravidarum bu durumun daha ciddi bir hal almasıdır. Çalışmamızda etiyolojisi tam olarak aydınlanmamış olan bu tanının sosyo-demografik ve klinik özellikler, yeme tutumları, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.

Yöntem: Çalışmaya Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Ekim 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde hiperemezis gravidarum tanısı ile yatarak izlenen 51 hasta dahil edildi. Aynı kurumun kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine başvuran ve hiperemezis gravidarum tanısı olmayan 41 gebe kontrol grubu olarak alındı. Olgularla yüzyüze yapılan görüşmelerde sosyo-demografik bilgiler, evlilik ve aile özellikleri, tıbbi ve psikiyatrik özgeçmiş, soygeçmiş ve gebelikle ilgili özellikleri içeren detaylı öykü alındı. Olgulara Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Yeme Tutumu Testi uygulandı.

Bulgular: Hiperemezis gravidarum ve kontrol grupları arasında sosyo-demografik özellikler açısından anlamlı fark bulunmadı. İki grup arasında tıbbi ve psikiyatrik özgeçmiş ve gebelikle ilgili özellikler açısından anlamlı fark saptanmadı. Soygeçmişte psikiyatrik öykü hiperemezis gravidarum grubunda anlamlı düzeyde fazla bulundu. Hiperemezis gravidarum grubunda depresyon ve anksiyete düzeyleri kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek bulundu. İki grup arasında yeme tutumları açısından anlamlı fark saptandı.

Tartışma: Hiperemezis gravidarum tanılı gebelerde kontrol grubuna göre anksiyete ve depresyon düzeyleri daha yüksek, yeme tutumları daha olumsuzdur. Hiperemezis gravidarum tanılı gebeler ile kontrol grubu arasında sosyodemografik ve gebelikle ilgili özellikler açısından fark saptanmamış fakat ailede psikiyatrik hastalık öyküsünün varlığı hiperemezis gravidarum ile ilişkili bulunmuştur. Hiperemezis gravidarum olgularının tedavi ve izlem sürecinde psikiyatri konsültasyonu yararlı olacaktır.
Anahtar Kelimeler: Anksiyete, depresyon, yeme tutumları, hiperemezis gravidarum
Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi: 2015;28:119-126
Tüm Metin:

GİRİŞ

Bulantı ve kusma çoğu zaman gebeliğin erken ve sık belirtileri olarak karşımıza çıkmaktadır (1,2). Bu yakınmalar ilk trimesterde başlayıp gebeliğin sonuna kadar devam edebilmekte ve gebelerin yaklaşık %75’inde gözlenmektedir (3). Yakınmaların şiddetinin hastadan hastaya, hatta aynı hastanın gebeliğinden gebeliğine değişiklik gösterebildiği, sabahları daha sık olmakla birlikte günün herhangi bir saatinde de görülebildiği belirtilmiştir (4).

Hiperemezis gravidarum (HG) ise gebelikte ortaya çıkan bulantı ve kusmanın şiddetli bir formu olup, genellikle dehidratasyon, beslenme yetersizliği ve toplam vücut ağırlığının en az %5’i olmak üzere kilo kaybı ile karakterize bir tablo olarak tanımlanmaktadır (5). Yaygınlığı %0.3 ile %2 arasında değişen oranlarda bulunmuştur (2,6). HG’da sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesizliği, anemi, ketonüri ile letarjiye kadar gidebilen nörolojik belirtilerin görülebildiği, bu hastalarda sıklıkla hastaneye yatış gerektiği bildirilmiştir. Çok şiddetli olgularda fetal büyümede gerileme de ortaya çıkabilmektedir. HG gebenin sadece fiziksel durumunu değil aynı zamanda ruhsal durumunu ve yaşam kalitesini de etkilemekte, işlevsellikte kayıplar ortaya çıkabilmektedir. HG’un etiyolojisi ve patogenezi henüz net olarak aydınlatılamamış olsa da ortaya çıkışında endokrin ve psikososyal etkenlerin rol aldığı ileri sürülmektedir (2,5,7,8). Yazında HG ile psikiyatrik hastalıklar arasındaki ilişkiye dair çelişkili görüşler olduğu aktarılmıştır (8). Yapılan çalışmalarda HG tanısı alan hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla ruhsal sorunları olduğu ortaya konmuştur (9). HG hastalarında sağlıklı gebelere göre depresyon ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuş (5), HG tanılı gebelerde major depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu ve bazı kişilik bozukluklarının daha sık görüldüğü saptanmıştır (3).

Gebelik değişen beden şekli ve ağırlığı konusunda endişelerin yaşandığı bir dönemdir ve bu dönemin yeme bozukluğu (YB) olan gebelerde daha zor tolere edildiği ileri sürülmektedir (10). Yapılan çalışmalarda gebelerde YB’nun abortus, erken doğum, sezaryen ile doğum, düşük doğum ağırlığı ve postpartum depresyon ile ilişkili olduğuna dair bulgular elde edilmiştir (11-13).

Çalışmamızda HG tanısı ile kadın hastalıkları ve doğum servisinde yatarak izlenen hastalarda sosyo-demografik ve klinik özelliklerin yanı sıra, yeme tutumlarının belirlenmesi ve bu hastalarda anksiyete ve depresyon düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır.

YÖNTEM

Çalışmamıza Ekim 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında, T.C. Sağlık Bakanlığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi kadın hastalıkları ve doğum kliniğinde HG tanısı ile yatarak izlenen 51 hasta dahil edildi. Kontrol grubu ise aynı kurumun kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine başvuran ve HG tanısı olmayan 41 gebeden oluşturuldu. Çalışmamız için aynı kurumun etik kurulundan onay alındı.

Çalışmaya dahil edilme ölçütleri; gebelik miadının 14 hafta veya altında olması, canlı gebelik olması, fetal konjenital malformasyon olmaması, gebeliğin bulantı-kusması dışında bulantı kusmaya yol açabilecek gastrointestinal, odiyovestibüler, endokrinolojik ve enfeksiyöz bir rahatsızlığının bulunmaması, kanda sodyum, potasyum, kreatinin, kan üre azotu, aseton ve idrarda keton değerlerini etkileyebilecek diabetes mellitus, akut veya kronik böbrek hastalığı gibi sistemik hastalığının olmaması olarak belirlendi. HG tanısının netleştirilmesi için bir ölçüt olarak ise tam idrar tahlilinde keton 3 ya da 4 pozitif bulunması anlamlı kabul edildi.

Çalışmaya dahil edilme ölçütlerini karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul ederek aydınlatılmış onam veren hastalar çalışmaya alındı. Hastalarla araştırmacılar tarafından yüz yüze yapılan görüşmede sosyo-demografik bilgilerin yanı sıra gebelik ile ilgili özellikler, geçirilen hastalıklar, kullanılan ilaçlar, sigara, alkol ve psikoaktif madde kullanımını da içeren detaylı öykü alındı. Aile yapısı ve evlilik memnuniyeti gibi özellikler de sorgulandı.Sonrasında hastalar tarafından Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Yeme Tutumu Testi dolduruldu.

Ölçekler

Beck Depresyon Envanteri: Beck Depresyon Envanteri depresif belirtilerin şiddetini ölçmeyi amaçlayan ve 21 maddeden oluşan bir kendini değerlendirme ölçeğidir. Dörtlü likert tipi ölçüm sağlayan ölçekte puan aralığı 0-63 arasındadır ve puan arttıkça depresyonun şiddetinin arttığını belirtir. Türkçe geçerlik-güvenilirlik çalışması Hisli (14) tarafından yapılmıştır.

Beck Anksiyete Envanteri: Beck Anksiyete Envanteri anksiyete belirtilerinin şiddetini ölçmek amacıyla geliştirilen ve 21 maddeden oluşan likert tipi bir kendini değerlendirme ölçeğidir. Toplam puanın yüksekliği kişinin yaşadığı anksiyetenin yüksekliğini gösterir. Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması Ulusoy ve arkadaşları (15) tarafından yapılmıştır.

Yeme Tutumu Testi: Yeme Tutumu Testi Garner ve Garfinkel (16) tarafından yeme davranışlarındaki olası bozuklukları değerlendirmek amacıyla geliştirilmiştir. Kırk madde içeren altılı likert tipi ölçekte kesme noktası 30 puan olarak belirlenmiştir ve toplam puanın düzeyi psikopatolojinin düzeyi ile doğrudan ilişkilidir. Türkçe geçerlik-güvenirlik çalışması Savaşır ve Erol (17) tarafından yapılmıştır. Türkçe formu için kesme puanı hesaplanmamıştır.

Çalışmamızda istatistiksel analizlerde SPSS 18.0 programı kullanıldı. Çalışmamızda verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma ve yüzde değerleri kullanıldı. Niceliksel değişkenlerin ortalamalarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplar için t testi, ordinal değişkenlerin karşılaştırılmasında ise Mann-Whitney U testi kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında χ2 testi, χ2 koşulları sağlanamadığında ise Fisher kesin p değeri hesabı kullanıldı. Aralarında ilişki olduğu varsayılan sıralı değişkenlerin korelasyon düzeyleri Spearman testi ile değerlendirildi. Tüm testlerde anlamlılık seviyesi 0.05 olarak kabul edildi.

BULGULAR

Çalışmaya HG tanılı 51 hasta ile HG tanısı olmayan 41 gebe alındı. HG olgularının yaş aralığı 18-37 arasındaydı. HG olgularının yaş ortalaması 26.88±5.77 kontrol grubunun yaş ortalaması 27.24±5.62 bulundu ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.763). HG ve kontrol grupları arasında eğitim durumu, sosyal güvenceye sahip olma, çalışma durumu gibi sosyo-demografik özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. HG grubundan 3 kişi resmi olarak evli olmadığını bildirdi. Evli olan olgular ve kontrol grubundaki tüm olguların ilk evliliğiydi. Evlenme yaşı ortalaması HG grubunda 21.34±4.40 yaş, kontrol grubunda 22.00±5.06 yaş idi. Evlilik süresi HG grubunda 5.40±4.82 yıl, kontrol grubunda 4.74±4.73 yıl bulundu. Evlilikle ilgili değişkenler açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Bu karşılaştırmaların sonuçları Tablo 1’de gösterildi.

Klinik özellikler ele alındığında HG grubunda 1 (%2.0), kontrol grubunda 4 (%9.8) olguda sigara kullanımı bildirildi ve iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0.320). HG ve kontrol gruplarından hiçbir katılımcı gebelikte alkol ya da psikoaktif madde kullanımı bildirmedi. HG grubu ve kontrol grubunda genel tıbbi hastalıklar değerlendirildiğinde sırasıyla 2 (%3.9) ve 3 (%7.3) olguda tiroid, 3 (%5.9) ve 0 (%0) olguda kardiyak, 4 (%7.8) ve 2 (%4.9) olguda nörolojik 1 (%2.0) ve 1 (%2.4) olguda diyabet ve 10 (%19.6) ve 5 (%12.2) olguda diğer hastalıkların olduğu belirlendi ve genel tıbbi hastalık varlığı açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.212). Özgeçmişte psikiyatrik hastalık varlığı açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.819). Psikiyatrik hastalıkların dağılımına bakıldığında, HG grubunda 1 (%2.0) olguda bipolar bozukluk, HG grubunda 8 (%15.7), kontrol grubunda 7 (%17.1) olguda major depresyon öyküsü vardı. İki grupta da homisid ve infantisid öyküsü bildirilmedi. HG grubunda soygeçmişte psikiyatrik hastalık öyküsünün varlığı kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0.040). HG grubundaki olguların soygeçmişinde 2 (%3.9) olguda major depresyon, 4 (%7.8) olguda psikotik bozukluklar, 1 (%2.0) olguda nevrotik bozukluklar ve 1 (%2.0) olguda diğer psikiyatrik hastalıkların olduğu gözlenirken, kontrol grubunda sadece 1 (%2.4) olgunun soygeçmişinde major depresyon olduğu görüldü. Gruplar arasında diğer klinik özelliklerin karşılaştırılmasının sonuçları Tablo 2’de verildi.

Gebelikle ilgili özellikler ele alındığında, gebelik haftası ortalaması HG grubunda 10.23±4.00 kontrol grubunda 12.42±4.06 haftaydı. HG grubunda 2 ve kontrol grubunda 2 olmak üzere toplam 4 çoğul gebelik bildirildi. HG grubundaki hastaların tümü doğal gebelik iken kontrol grubunda sadece bir kişi indüksiyon yöntemiyle, diğerleri ise doğal yolla gebe kalmıştı. HG ve kontrol gruplarında sırasıyla 29 (%59.6) ve 30 (%73.2) hasta isteyerek, 22 (%43.1) ve 11 (%26.8) hasta istemeyerek/plansız gebe kaldığını belirtti. Her iki grubun sağlıklı doğan çocuklarında çocuk ölümü kaydedilmedi. Vücut ağırlığı ortalaması HG grubunda 62.96±8.97 kontrol grubunda 65.84±11.78 bulundu. Gebelikte kilo değişimi değerlendirildiğinde HG grubunda 43 (%84.3) olgunun kilo verdiği, 7 (%13.7) olgunun aynı kiloda kaldığı, 1 (%2.0) olgunun kilo aldığı kaydedildi. Kontrol grubunda ise 16 (%40.0) olgunun kilo verdiği, 7 (%17.5) olgunun aynı kiloda kaldığı, 17 (%42.5) olgunun kilo aldığı belirlendi. Gebelikte ilaç kullanımı HG grubunda 45 (%88.2), kontrol grubunda 37 (%90.2) olguda yoktu. HG grubunda 2 (%3.9) olgu tiroid hormonu yerine koyma tedavisi, 4 (%7.8) olgu diğer ilaç kullanımı bildirirken, kontrol grubunda 1 (%2.4) olgu tiroid hormonu yerine koyma tedavisi, 3 (%7.3) olgu diğer ilaç kullanımı bildirdi.

Yukarıda verilen parametreler açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Gebelikle ilgili diğer özelliklerin karşılaştırılmasının sonuçları Tablo 3’te gösterildi.

HG grubundaki olguların Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri’nden aldıkları puanların ortalaması, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.001). HG grubunun Yeme Tutumu Testi’nden aldıkları puanlar kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0.012) (Tablo 4).

TARTIŞMA

HG’un ortaya çıkışında rol alabilecek psikososyal etkenler ve HG ile ilişkili olabilecek psikiyatrik hastalıklar birçok araştırmanın konusu olmuştur. HG’lu gebelerde psikiyatrik bozukluk tanısı alma oranının yüksek olduğunu bildiren çalışmalar olmakla birlikte (18,19), bu bulguların aksine HG olgularında gebelik sırasında ya da sonrasında psikiyatrik bozukluk sıklığında artış bildirmeyen çalışmalar da mevcuttur (20,21). Simpson ve arkadaşlarının (22) çalışmasında HG tanılı gebelerde depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif ve psikosomatik özellikler fazla bulunmuş, fakat bu belirtilerin gebelik sonrasında kaybolduğu saptanmıştır. Böylelikle HG ile birlikte görülen psikiyatrik belirtilerin fiziksel hastalığın yarattığı travma ve strese bağlı olabileceği ileri sürülmüştür (22). HG’lu gebelerde sağlıklı gebelere göre depresyon ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu birçok çalışmada bildirilmiştir (7). Ülkemizde yapılan çalışmalarda da HG ile anksiyete ve depresyon düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (5,23-26). Uğuz ve arkadaşlarının (3) çalışmasında HG’lu gebelerde major depresyon başta olmak üzere duygudurum bozuklukları ve anksiyete bozukluklarının yaygınlığının sağlıklı kontrol grubuna göre yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda da, yazınla uyumlu olarak, HG tanılı gebelerin depresyon ve anksiyete düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Uğuz ve arkadaşlarının (3) aynı çalışmasında HG’li olgularda gebelik öncesinde duygudurum ve anksiyete bozukluklarının yaygınlığının kontrol grubuna göre yüksek olduğu saptanmış ve bu bozuklukların gebelikte HG’nin ortaya çıkışında etkili olabileceği ileri sürülmüştür. Fakat çalışmamızda geçmiş psikiyatrik bozukluk ve psikiyatrik tedavi öyküsü sorgulandığında iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır.

Gebelik YB bağlamında özel bir durum olarak kabul edilmektedir. Birçok kadının gebelik döneminde aşerme nedeniyle daha fazla yediği, birçoğunun daha sağlıklı beslenmeye çalıştığı, birçoğunun da kilo alımı ve bedenin biçimindeki değişiklikler nedeniyle diyet yapmaya başladığı ileri sürülmüştür (10). Fairburn ve arkadaşlarının (10) toplum örnekleminde yaptığı çalışmada gebeliğin erken dönemlerinde bulantı ve kusmanın yanı sıra, bazı yiyecek, içecek ve kokulara karşı hassasiyet ve bazı yiyeceklere yönelik aşerme gibi yeme davranışları saptanmış, gebelik döneminde YB belirtilerinde de değişiklikler görüldüğü bildirilmiştir. YB belirtilerinin genellikle gebelik döneminde azaldığı ileri sürülmektedir. Fakat gebeliğin YB olan kadınlar için özellikle stresli ve kaygılı geçtiği, kilo alımı ve bedenin biçimindeki değişimin YB belirtilerinin yinelemesine ya da şiddetlenmesine neden olduğuna dair görüşler de mevcuttur (27). Micali ve arkadaşları (28) tarafından YB tanısı olan gebelerin sağlıklı kontrol grubuna göre gebelik sırasında daha fazla laksatif kullanımı, kendini kusturma, diyet ve egzersiz yapma gibi davranışları gösterdiği saptanmıştır. Aynı çalışmada YB olan olguların gebelik sırasında kiloları hakkında daha fazla endişe duyduğu ve çok fazla kilo aldıklarını düşündüğü bulunmuştur (28). Stewart ve arkadaşları (29) gebe kaldığı sırada YB belirtileri olan olgularda gebelik ve postpartum dönemde bu belirtilerin devam ettiğini ya da şiddetlendiğini, bu nedenle YB tamamen remisyona girene dek gebeliğin ertelenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Anoreksiya nervoza tanılı gebelerin diğer gebelere göre gebelikte beklenen kilonun altında olma oranının daha fazla olduğu bulunmuştur (30). Gebelikte blumia nervozanın anksiyete, depresyon, düşük benlik saygısı ile ilişkili olduğu, bu olgularda yasam ve ilişki tatmininin daha düşük olduğu bildirilmiştir (31).

Yapılan çalışmalarda gebelerde YB’nun abortus, erken doğum, sezaryen ile doğum, düşük doğum ağırlığı ve postpartum depresyon ile ilişkili olduğuna dair bulgular elde edilmiştir (11-13,32,33). Andersen ve arkadaşları (33) yeme bozukluklarının gebelikte yetersiz kilo alımı ve HG ile kendini gösterebileceğini ifade etmiştir. Diğer bir çalışmada çıkarma tipi blumia nervoza tanılı olgularda gebelik döneminde daha fazla bulantı ve kusma yakınması olduğu bulunmuş, fakat HG sıklığı açısından YB olan ve olmayan gruplar arasında anlamlı fark gözlenmemiştir (34).

Çalışmamızda katılımcıların yeme tutumları Yeme Tutumu Testi ile değerlendirilmiş ve HG grubunun puanları kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Dolayısıyla HG grubunun yeme tutumlarının kontrol grubuna oranla daha patolojik olduğu belirlenmiştir. Bu bulgu Annagür ve arkadaşlarının (26) HG tanısı alan ve almayan gebeler arasında yeme tutumları açısından fark saptamamış olduğu çalışmasıyla çelişmektedir. Çalışmamızda HG ile patolojik yeme tutumları ilişkili bulunmuşsa da HG ile yeme bozuklukları arasındaki ilişkinin belirlenmesi için yapılandırılmış psikiyatrik görüşme ile YB tanısı koyulan çalışmalara gereksinim vardır.

Yazında HG’nin genç, primipar, düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip ve sıklıkla yardımcı üreme yöntemleri ile gebe kalmış kadınlarda daha sık görüldüğü, diabet ve hipertansiyon öyküsünün daha sık olduğu bulgularına yer verilmiştir (35). Tsang ve arkadaşlarının (21) çalışmasında ise HG’li gebeler ile genel gebe popülasyonu arasında benzer sosyo-demografik özellikler elde edilmiştir. Ülkemizde yapılan bazı çalışmalarda da benzer bulgular saptanmıştır (5,23). Kamalak ve arkadaşları (36) yaş, evlenme yaşı, ilk gebelik yaşı, çalışma durumu açısından HG tanılı olan ve olmayan gebeler arasında fark saptamamış, fakat daha yüksek eğitim ve sosyo-ekonomik düzeye sahip gebelerde HG’nin daha fazla görüldüğünü bildirmiştir. Aynı çalışmada iki grup arasında önceki doğumlarda erken doğum ya da vajinal/sezaryen ile doğum açısından fark saptanmamış, abortus öyküsünün HG tanılı gebelerde daha fazla, paritenin ise daha az olduğu bildirilmiştir. Başka bir çalışmada HG’li kadınların daha az sayıda gebelik ve doğum, daha fazla sayıda abortus öyküsünün olduğu bulunmuştur (37). Annagür ve arkadaşlarının (26) çalışmasında ise HG’lu gebeler ile kontrol grubu arasında obstetrik öykü açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Çalışmamızda HG grubu ile kontrol grubu arasında sosyo-demografik ve gebelikle ilişkili özellikler ile obstetrik öykü açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Genel tıbbi hastalıkların varlığı açısından da gruplar arasında fark saptanmamıştır. Yazında gebenin eşiyle ya da aile içi iletişiminin iyi olmamasının ve stresin HG ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür (36,38). Çalışmamızda HG grubu ile kontrol grubu arasında stres, aile özellikleri, evlilikle ilgili özellikler ve ilişki memnuniyeti açısından da fark bulunmamıştır. Bulgularımız HG’un ortaya çıkışında sosyo-demografik, aile ve gebelikle ilişkili özellikler dışındaki etkenlerin etkili olabileceğini düşündürmektedir. Soygeçmişte psikiyatrik hastalık öyküsünün HG grubunda kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek bulunması, psikiyatrik bozuklukların gelişimi açısından aile öyküsünün önemini vurgulamaktadır.

Çalışmamızın kısıtlılıkları katılımcılarda yeme bozukluğu tanısı koymaya yönelik yapılandırılmış görüşme yapılmamış olması, çalışmanın kesitsel bir özellik taşıması ve gebelik sonucunda doğan bebeklerin özellikleri hakkında bilgi edinilememiş olmasıdır. Kesitsel özelliği nedeniyle HG ile psikiyatrik belirtilerin neden ya da sonuç ilişkisi içinde olup olmadığı net olarak ortaya konamamaktadır. Çalışmamızın avantajları ise HG tanısının objektif olarak konması ve sağlıklı gebelerden oluşturulan kontrol grubunun bulunmasıdır. HG olgularının değerlendirilmesinde ayrıntılı psikiyatrik öykü ve aile öyküsünün alınması önemlidir. Psikiyatrik görüşme HG hastasının sıkıntı, kaygı gibi duygularını dile getirmesine yardımcı olarak hasta-hekim ilişkisinin sağlamlaştırılmasının yanı sıra, depresyon ve anksiyete bozuklukları gibi psikiyatrik hastalıkların tanısının konarak tedavi edilmesini sağlamaktadır (8). Depresyon ve anksiyete belirtilerinin azalmasının HG belirtilerinin azalmasını sağlayarak hastayı erken doğum ya da düşük doğum ağırlığı gibi olası olumsuz sonuçlardan koruyacağı ileri sürülmüştür (22). Bu nedenle HG olgularının tedavi ve izlem sürecinde psikiyatri konsültasyonunun büyük ölçüde yararlı olacağı düşünülebilir.

Sonuç olarak çalışmamızın bulguları HG tanılı gebelerin anksiyete ve depresyon düzeylerinin sağlıklı gebelere oranla belirgin derecede yüksek olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda HG tanılı gebelerde yeme tutumlarının da sağlıklı gebelere göre patolojik olduğu saptanmıştır. HG tanılı gebeler ile sağlıklı gebeler arasında sosyo-demografik ve gebelikle ilgili özellikler açısından fark saptanmamış fakat ailede psikiyatrik hastalık öyküsünün varlığı HG ile ilişkili bulunmuştur. HG olgularının tedavi ve izlem sürecinde psikiyatrik belirti ve bozuklukların araştırılması ve tedavisi amacıyla psikiyatri konsültasyonunun yapılması yararlı olacaktır.

KAYNAKLAR

1. Chan RL, Olshan AF, Savitz DA, Herring AH, Daniels JL, Peterson HB, Martin SL. Severity and duration of nausea and vomiting semptoms in pregnancy and spontaneous abortion. Hum Reprod 2010; 25:2907-2912.

2. Philip B. Hyperemesis gravidarum: literature review. BMJ 2003; 102:46-51.

3. Uğuz F, Gezginc K, Kayhan F, Cicek E, Kantarcı AH. Is hyperemesis gravidarum associated with mood, anxiety and personality disorders: a case-control study. Gen Hosp Psychiatry 2012; 34:398-402.

4. Chou FH, Lin LL, Cooney AT, Walker LO, Riggs MW. Psychosocial factors related to nausea, vomiting, and fatigue in early pregnancy. J Nurs Scholarsh 2003; 35:119-125.

5. Şimşek Y, Çelik Ö, Yılmaz E, Karaer A, Yıldırım E, Yoloğlu S. Assesment of anxiety and depression levels of pregnant women with hyperemesis gravidarum in a case-control study. J Turkish-German Gynecol Assoc 2012; 13:32-36.

6. Eliakim R, Abulafia O, Sherer DM. Hyperemesis gravidarum: a current review. Am J Perinatol 2000; 17:207-218.

7. McCarthy FP, Khashan AS, North RA, Moss-Morris R, Baker PN, Dekker G, Poston L, Kenny LC, SCOPE Consortium. A prospective cohort study investigating associations between hyperemesis gravidarum and cognitive, behavioural and emotional well-being in pregnancy. PLoS One 2011; 6:e27678

8. Kim DR, Connolly K, Cristancho P, Zappone M, Weinreb RM. Psychiatric consultation of patients with hyperemesis gravidarum. Arch Womens Ment Health 2009; 12:61-67.

9. Pirimoğlu ZM, Güzelmeriç K, Alpay B, Balcık O, Unal O, Turan MC. Psychological factors of hyperemesis gravidarum by using the SCL-90-R questionnaire. Clin Exp Obstet Gynecol 2010; 37:56-59.

10. Fairburn CG, Stein A, Jones R. Eating habits and eating disorders during pregnancy. Psychosom Med 1992; 54:665-672.

11. Morgan JF, Lacey JH, Chung E. Risk of postnatal depression, miscarriage and preterm birth in bulimia nervosa: retrospective controlled study. Psychosom Med 2006; 68:487-492.

12. Micali N, Simonoff E, Treasure J. Risk of major adverse perinatal outcomes in women with eating disorder. Br J Psychiatry 2007; 190:255-259.

13. Franko DL, Blais MA, Becker AE, Delinsky SS, Greenwood DN, Flores AT, Ekeblad ER, Eddy KT, Herzog DB. Pregnancy complications and neonatal outcomes in women with eating disorders. Am J Psychiatry 2001; 158:1461-1466.

14. Şahin NH. Beck Depresyon Envanteri’nin geçerliği üzerine bir çalışma. Psikoloji Dergisi 1988; 6:118-126.

15. Ulusoy M, Şahin NH, Erkmen H. Turkish version of the Beck Anxiety Inventory: Psychometric properties. J Cogn Psychother 1998; 12:163-172.

16. Garner DM, Garfinkel PE. The Eating Attitudes Test: an index of the symptoms of anorexia nervosa. Psyhol Med 1979; 273-279.

17. Savaşır I, Erol N. Yeme tutum testi: anoreksi nevroza belirtileri indeksi. Psikoloji Dergisi 1989; 7:19-25.

18. Seng JS, Schrot JA, van De Ven C, Liberzon I. Service use data analysis of pre-pregnancy psychiatric and somatic diagnoses in women with hyperemesis gravidarum. J Psychosom Obstet Gynecol 2007; 28:209-217.

19. Fell DB, Dodds L, Joseph KS, Allen VM, Butler B. Risk factors for hyperemesis gravidarum requiring hospital admission during pregnancy. Obstet Gynecol 2006; 107:277-284.

20. Majerus PW, Guze SB, Delong WB, Robins E. Psychologic factors and psychiatric disease in hyperemesis gravidarum: a follow-up study of 69 vomiters and 66 controls. Am J Psychiatry 1960; 117:421-428.

21. Tsang IS, Katz VL, Wells SD. Maternal and fetal outcomes in hyperemesis gravidarum. Int J Gynecol Obstet 1996; 55:231-235.

22. Simpson SW, Goodwin TM, Robins SB, Rizzo AA, Howes RA, Buckwalter DK, Buckwalter JG. Psychological factors and hyperemesis gravidarum. J Womens Health Gend Based Med 2001; 10:471-477.

23. Özen O, Mihmanlı V, Çetinkaya N, Yumuşak R, Çiftçi Y, Gökçen İ. Hiperemezis gravidarumlu gebelerde anksiyete ve depresyon ilişkisi ve sıklığının değerlendirilmesi. Okmeydanı Tıp Dergisi 2013; 29:143-146.

24. Tan PC,Vani S, Lim BK, Omar SZ. Anxiety and depression in hyperemesis gravidarum: prevalence, risk factors and correlation with clinical severity. Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol 2010; 149:153-158.

25. Hızlı D, Kamalak Z, Köşüş A, Köşüş N, Akkurt G. Hyperemesis gravidarum and depression in pregnancy: is there an association? J Psychosom Obstet Gynaecol 2012; 33:171-175.

26. Annagür BB, Kerimoğlu OS, Gündüz S, Tazegül A. Are there any differences in psychiatric symptoms and eating attitudes between pregnant women with hyperemesis gravidarum and healthy pregnant women? J Obstet Gynaecol Res 2014; 40:1009-1014.

27. Ward VB. Eating disorders in pregnancy. BMJ 2008; 336:93-96.

28. Micali N, Treasure J, Simonoff E. Eating disorders symptoms in pregnancy: a longitudinal study of women with recent and past eating disorders and obesity. J Psychosom Res 2007; 63:297-303.

29. Stewart DE, Raskin J, Garfinkel PE, MacDonald OL, Robinson GE. Anorexia nervosa, blumia and pregnancy. Am J Obstet Gynecol 1987; 157:1194-1198.

30. Ekeus C, Lindberg L, Lindblad F, Hjern A. Birth outcomes and pregnancy complications in women with a history of anorexia nervosa. BJOG 2006; 113:925-929.

31. Berg KC, Bulik CM, Von Holle A, Torgersen L, Hamer R, Sullivan P, Reichborn-Kjennerud T. Psychosocial factors associated with broadly defined bulimia nervosa during early pregnancy: findings from Norwegian mother and child cohort study. Aust N Z J Psychiatry 2008; 42:396-404.

32. Bulik CM, Sullivan PF, Fear JL, Pickering A, Dawn A, McCullin M. Fertility and reproduction in women with anorexia nervosa: a controlled study. J Clin Psychiatry 1999; 60:130-135.

33. Andersen AE, Ryan GL. Eating disorders in the obstetric and gynecologic patient population. Obstet Gynecol 2009; 114:1353-1367.

34. Torgersen L, Von Holle A, Reichborn-Kjennerud T, Berg CK, Hamer R, Sullivan P, Bulik CM. Nausea and vomiting of pregnancy in women with bulimia nervosa and eating disorders not otherwise specified. Int J Eat Disord 2008; 41:722-727.

35. Roseboom TJ, Ravelli AC, van der Post JA, Painter RC. Maternal characteristics largely explain poor pregnancy outcome after hyperemesis gravidarum. Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol 2011; 156:56-59.

36. Kamalak Z, Köşüş N, Köşüş A, Hizli D, Ayrim A, Kurt G. Is there any effect of demographic features on development of hyperemesis gravidarum in the Turkish population? Turkish Journal of Medical Sciences 2013, 43:995-999.

37. Bashiri A, Neumann L, Maymon E. Hyperemesis gravidarum: epidemiologic features, complications and outcome. Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol 1995; 63:135-138.

38. Iatrakis GM, Sakellaropoulos GG, Kourkoubas AH, Kabounia SE. Vomiting and nausea in the first 12 weeks of pregnancy. Psychother Psychosom 1998; 49:22-24.

MAKALE GÖNDER
11. Ulusal Alkol ve Madde Bağımlılığı Kongresi
DÜŞÜNEN ADAM BROŞÜRLERİ
KAPAK
Creative Commons Lisansı

Düşünen Adam : Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi Creative Commons Alıntı-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Düşünen Adam - Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Yayıncı
Yerküre Tanıtım ve Yayıncılık Hizmetleri A.Ş.